İzleyiciler

29 Ocak 2017 Pazar

Gömülü Şamdan-Stefan Zweig Kitap Yorumu

Zweig okumaya Satranç kitabıyla başlamıştım.Satranç'ı, ortaokuldaki sınavım için okumuştum. Her ne kadar, sınav kitabı olsa bile beğenmiştim. Zweig, diğer yazarlara nazaran az yazan, ama öz yazan bir yazar. Ama gerçekten mükemmel yazıyor. Neyse, gelelim kitabın konusuna;
Tarih içinde farklı yerlere savrulan fakat Yahudiler için önemini yitirmeyen, Menora adlı yedi kollu kutsal bir şamdan vardır. Roma yağmalandığında bu şamdan vandalların eline geçer ve o dönemde hor görülen Yahudiler, bu şamdanın ellerinden kayıp gitmesine göz yummak zorunda kalırlar. O zaman için küçük bir çocuk olan Benjamin, büyür, seksen küsur yaşına gelir ve şamdanı gözleriyle gören son insan haline gelir. Şamdanı aramak ve yeniden Yahudilere vermek görevi için seçildiğine inandırılır etrafındakiler tarafından. Fakat denizler aşıp o yaşında uzun yolculuklar yapması, Bizans’a gitmesi ve imparatorun karşısına dikilmesine rağmen şamdanı Hristiyanlardan alamaz. Benjamin büyük bir umutsuzluğa kapılır ve ölmek ister. Fakat Tanrı onun bu duasını kabul etmez, çünkü Benjamin’in gerçekten de ölmeden önce gerçekleştirmesi gereken kutsal bir görevi vardır.

Açıkçası Menora’yı daha önce hiç duymamış ve anlatılan kültüre de aşina olmayan biri olarak ilginç bir yolculuk oldu benim için. Zweig’in muhteşem bir anlatı yeteneği var zaten, ikisi birleşince insanı tatmin ediyor. Fakat nedendir bilinmez, yüz küsur sayfa olmasına rağmen çok ağır ilerleyebildim, diğer eserleri gibi tek solukta bitiremedim. Bence iyi de oldu, çünkü kitaptaki umutsuz ama aynı zamanda umutlu bekleyişin, yorucu yolculukların ağır ağır okunması daha da etkileyici hale getiriyor yaşananları.


Kitap, gerçekten mükemmeldi. Kitap, yanımda değil o yüzden alıntı paylaşamıyorum. Ama, onu da kısa bir zamanda paylaşacağım. O zaman görüşürüz. ✋


Hitler'e Sordunuz Mu? Kitap Yorumu

Selam! Bugün size Atakan Büyükdağ'ın kitabı olan Hitler'e Sordunuz Mu? adlı kitabını yorumlayacağım. Öncelikle size görüşlerimi bildireyim;
Ben hayatımda, ilk kez Savaş-Siyaset ile ilgili kitap okudum. Ancak, kitabı bazı noktaları hariç beğendim. Yani, kitap akıcıydı, ve ben 1-1.5 günde okuyup hiç sıkılmadan bitirdim.

Size bir alıntı bırakayım;
Machiavelli, İtalya'ya faşist yönetimi 1500'lerde öneren kişiydi. O, ideal bir liderin dini kullanması gerektiğini, kaba ve ahlaksız görünmemek için dindar gözükmeyi ve dini bahane ederek yeni yerler fethetmeyi önermişti. Örneğin; Machiavelli, İspanya Kralı Ferdinand'ın dini bahane ederek İtalya'yı fethetmesini çok över. Machiavelli'ye göre insanlar dini sorgulamazlar ve din insanları bir araya getirir. Bu nedenle de dini kullanan iktidara halkın itaati artar.

Kitapta, Hitler'in Yahudi Soykırımı falan atlanmıştı. Yani kitap, hiç objektif değildi. Bunun dışında akıcıydı. O yüzden fazla puan kıramam.
Kitap Değerlendirmem; 🌟🌟🌟🌟/5


21 Ocak 2017 Cumartesi

NEFES - SARAH CROSSAN KİTAP YORUMU

Nefes. Güzel de olmasa, özgün konulu bir distopyaydı. Kitabı beğenip, beğenmediğimi ben de bilmiyorum. Güzel bir distopyaydı. Evet, konu özgündü. Hatta, konudan da bahsedeyim;

Dünya'da oksijen azalmıştır. Bu yüzden de insanlarımız Koza'da yaşıyorlardır. Koza, devlet tarafından yapılmış mabet gibi bir yerdir. Devlet, Koza'da insanlara parasıyla oksijen verir, ve insanlar burada, Koza'da yaşarlar. Asıllar, yani toplumun zengin kesimi, oksijeni diledikleri gibi kullanabilirlerken, fazladan oksijen almaya parası yetmeyecek olan daha yoksul kesim, diğer adıyla Yedekler, ise oksijenlerini ellerinden geldiğince tutarlı kullanıp hayata tutunmaya çalşıyorlar. Tabii her zaman olduğu gibi burada da, muhalif kısım var. Direniş. Şimdi bunu deyip, buraya bir virgül bırakıyorum.

Bizim karakterlerimiz var. Alina, Quinn ve Bea. Kitabı bu üç kişinin ağzından okuyoruz. Quinn, hükümette büyük bir görevi olan bir ailenin oğlu. Quinn Bey, bir Asıl. Bea Hanım da Quinn Bey'e aşık. Lâkin Quinn, onu çocukluk arkadaşı olarak görüyor. Sadece bu 😶. Quinn, kitabın başında herkesten biraz farklıydı. Yani herkes Yedekler'i aşağılarken Quinn, onlara asla yukarıdan bakmıyordu. Ekstra olarak, Quinn kitapta da kendini gittikçe geliştiriyor. Ancak, bir yere takıldım. Evet, belki bu yüzden bile Quinn'den ve kitaptan soğudum, diyebilirim.

Gelelim o konuya, kitapta yazarın dili, hiç hoşuma gitmedi. Yani, size bir replik söyleyeceğim, kitaptan tiksineceksiniz;
Bu replik Quinn'in arkadaşından, Quinn'e söyleniyor: "Quinn, hâlâ Bea'nın tadına nasıl bakmadığını anlayamıyorum."
Pardon ama, o kız sizin tadına bakacağınız birşey mi? Hadi onu geçtim. Siz nasıl bunu uluorta yerde konuşuyorsunuz? Evet, yanlış hatirlamiyorsam, sokakta konuşurken bunu söylüyordu.

Neyse, gelelim Bea'ya. Kitabın başında, Bea'yla, Quinn'in bir atışmasını- tartışmasını okuyoruz. Bu tartışma, Bea, bir yedek olduğu için bu olay, onun Asıl olması için hayatındaki tek fırsat. Ancak, bu olayı Quinn kazanıyor. Çünkü babası, büyük biri. Üstte de söylediğim gibi, Bea, Quinn'e aşık, ancak bu tek taraflı. Bu yüzden, sadece arkadaş kalıyorlar.


Son olarak Alina’mız var. Grubun tek her şeyin farkında olan insanı. Alina, anne ve babası kaybolduğundan beri kendi ayakları üzerinde durmaya çabalamış bir Direnişçi. Evet, o Koza’daki insanlara uygulanan katı kuralların ve Nefes’in insanları nasıl manipüle etmeye çalıştığının bilincinde. Ve onlara karşı durmak için Direniş’in bir parçası durumuna gelmiş. Tabii Alina, Bea’nın aksine daha sert bir karakter. İdealleri uğruna pek çok şeyi göze alabilir. Buna hayatı da dahil.
İşte yabancı kapak; keşke bunu kullansalarmış. 😕


Neyse, şimdi kitabımızda 3 karakter var. Ve dediğim.gibi 3 karakterin ağzından okuyoruz. . Bu sayede yaşadıkları dünyayı her kesimin gözünden ayrı ayrı, yani farklı bakış açılarıyla, görebiliyoruz. Bence bu kitabın en güzel kısımlarından biriydi. Genelde karakter geçişi olan kitaplarda konudan konuya atlayışta sıkıntılar olur fakat Nefes’te bunu hiç yaşamadım. Olaylar birbirlerine iyi bir şekilde bağlanmıştı. Ancak, kitapta imla hataları falan vardı. Yani, -ki ayrı yazılmamıştı. Ondan sonra, "demicem" gibi konuşma ağzı ile yazılan bazı kelimeler vardı.

Şimdi, kitabın devamını anlatsam "spoiler" olur mu, bilmiyorum. O yüzden devam etmeyeceğim. İyi günler. Kitaba Puanım; 🌟🌟🌟/ ⭐⭐⭐⭐⭐


17 Ocak 2017 Salı

Evrenin Ötesi ( Evrenin Ötesi #1) Kitap Yorumu

Kitap Adı: Evrenin Ötesi
Orjinal Adı: Across The Universe
Yazar: Beth Revis
Bağlı Olduğu Seri: Across The Universe #1
Tür: Bilim Kurgu, Genç Yetişkin, Distopya, Gizem
Yayınevi: Olimpos Yayınevi
Sayfa Sayısı: 408


Yoruma nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Ama bir bildiğim var ki; bu kitap beni bilim kurguya doyurdu. Kitabın konusundan bahsedecek olursak;
İnsanlık, insanlığı devam ettirebilmek için Dünya'yı bırakıp, başka bir gezegene gidiyorlar. Bu uzaya gidecek insanlar, uzay gemisinde dondurularak yaşıyorlar. Evet! Donduruluyor, ve burada sizi çırılçıplak donduruyorlar. (Başka nasıl olacaktı ki? dediğinizi duyar gibiyim.) Ancak, bu soyunma aşamasında kadınlar karşı cinsleri karşısında soyunmak zorunda kalıyor.
Evet! Gelelim karakterlere; baş karakterlerimizden, Amy bizi kitabın başlarında karşılıyor. Amy'nin annesi ve babası devlet için çalışıyor. Hatta, annesi Genetik Uzmanı, babası ise Savaş Analizi gibi birşeyin uzmanı. Aslında Amy karakterimizin bu gemide olmaması gerekiyor. Ancak, ek bir kontenjanla (ya da onun gibi bir şeyle) gemiye katılıyor.
Kitapta bir de Çırak'ımız var. Aslında Godspeed'te bir sistem hakim ve gemiyi yöneten de diyebileceğimiz bir kişi var. Bu kişiye Bilge deniyor ve Bilge'nin yerine sonradan Bilge olacak kişi yani Çırak yetişiyor. Çırak ikinci baş karakter, bir de onun ağzından kitabı okuyoruz. Yani, (eğer okuduysanız) Yandaş, The100 kitapları gibi iki ağızdan da dinliyoruz.


Kitap, harikaydı. Kolay bir kurgu gibi gözükse de, yazar o kadar iyi harmanlamış ki, konuları bize adeta efsane bir kurgu olmuş. Seriye en kıza zamanda devam edeceğim.
PUANIM; 4.7/5
0.3 puanı, bazı saçma sahnelerden kırdım. Koşun, okuyun.



Instagram: @bookingbad YouTube: Booking Bad

7 Ocak 2017 Cumartesi

SU - BUKET UZUNER KİTAP YORUMU

Gazeteci Defne Kaman bir yaz akşamı bindiği vapurda arkasında hiçbir iz bırakmadan kaybolur. Onu aramakla görevli Komiser Ali Ümit ile arkadaşı Sahaf Semahat kendilerini aniden tuhaf olaylar ve esrarengiz semboller arasında bulurlar. Bir yandan kendi hayatlarını sakatlayan yasak ve tabulara rağmen ayakta kalmaya çalışırken, kayıp gazeteci Defne Kaman’ın peşinde nefes nefese bir maceraya sürüklenirler. Buket Uzuner, SU romanında bütün canlı varlıkları eşit değerde kabul ederek doğayı ve yaşamı kutsayan kadim Türk geleneği Kamanlık’a (Şamanlık) selam ederken, okurları hem eko-feminist bir okumaya, hem de 1000 yıl önce Uygur harfleriyle ön-Türkçe yazılmış olduğu düşünülen (Mutluluk Bilgisi) KUTADGU BİLİG ŞİFRESİ ile zihin oyunlarına davet ediyor.
Kitap Yorumu:
 Kitabın ilk sayfalarında bir tekrar içinde sürükleniyoruz. Bunları sıralarsak; Aşırı Sıcak Hava, Komiserin Tasvir'e olan aşkı, Komiser Ümit Kaman'ın, Defne'yle olan soyad benzerliği vs. Kitapta öncelikle Kamanlık/Şamanlık diniyle ilgili bilgiler öğreniyoruz. Şamanlık dinini araştırmayı "46:Yok Olan" dizisinden sonra bayağı istemiştim. Fakat, bunun için zaman falan ayırmamıştım. Ve bu kitapta da, Şamanlıkla ilgili bayağı derin bilgiler ediniyoruz. Bu konudan güzel bir kitap. Ancak, bazı konularda yazar sıkmıştı. Sahaf Semahat'in kişiliği, bana çok yapmacık geldi. Neden derseniz; bilmiyorum, fakat sanki bir karakter bu kadar eksantrik olamaz. 

Başka bir konu da hep İstanbul sıcağı var, ve bu sıcak dayanılmaz bir sıcaklık. Ancak Ümit Kaman, izin zamanında yine de, işine gidiyor. Bu biraz saçma geldi.

Bir de babaannemiz de çok tuhaf bir insan. Hatta ben, Umay ve Semahat'i shipliyorum.

Şimdi sorarsanız Ümit Komiser, neden sevdiği Tasvir'e kavuşamıyor, diye çok saçma ama söyleyeyim. Ümit'in dini mezhebi, Tasvir'in ailesinkinden farklı diye. Evet çok saçma gelmişiz bu döneme. Kaldı mı böyle şeyler yahu!



Instagram: @bookingbad YouTube: Booking Bad